Iris van Herpen, Brooklyn’de Ziyaretçilerle Couture Dikiyor

- Advertisement -
- Advertisement -

Bu yazı yapay zekâ desteğiyle derlendi; kaynakları ve görsel lisansı otomatik denetimden geçti. Yayın ilkelerimiz

Hollandalı tasarımcı Iris van Herpen, New York’taki Brooklyn Museum’da süren retrospektif sergisini sıra dışı bir deneye dönüştürdü. Iris van Herpen: Sculpting the Senses sergisinin ortasına kurulan atölyede ziyaretçiler, tasarımcının karşısına oturup kumaş pliseliyor; ortaya çıkan parçalar ise yeni bir haute couture elbisenin kuyruğuna ekleniyor. FashionUnited’ın 2 Kasım’da AFP’ye dayanarak yayımladığı habere göre yaz aylarından bu yana yaklaşık 200 kişi bu sürece katıldı.

Atölye müzeye taşınınca

Haute couture çoğu zaman kapalı kapılar ardında, aylarca süren el emeğiyle üretilir ve izleyici yalnız sonucu, yani podyumdaki ya da vitrindeki parçayı görür. Van Herpen bu kez sürecin kendisini sergiliyor. Hyperallergic’in aktardığına göre atölye, serginin merkezinde yeniden kurulmuş bir çalışma alanı; yayın bunu müze için türünün ilk örneği olarak tanımlıyor. RetailBoss da tasarımcının sergi boyunca belirli aralıklarla müzenin orta rotundasında, Amsterdam’daki atölyesini çağrıştıran bir masada ziyaretçileri ağırladığını yazıyor.

Tasarımcı, Hyperallergic’e işinin en güzel yanı olarak gördüğü zanaatı samimi bir ortamda paylaşmak istediğini anlattı ve atölyesini en kutsal alanı olarak nitelendirdi. Aynı yazıda elleri bir dile benzettiği aktarılıyor: “Hands are like a language” (Eller bir dil gibidir).

Airo elbisesi nasıl şekilleniyor?

FashionUnited’ın haberine göre üzerinde çalışılan parça, deniz kızı siluetli Airo elbisesi. Elbiseye yüzlerce saatlik emek harcandı. Ziyaretçiler yaklaşık on dakika boyunca van Herpen’in karşısında oturuyor, gümüş tonlu kalın bir ipek kumaşı pliseliyor ve bu sırada tasarımcıyla sohbet ediyor. Parçalar elbisenin kuyruğuna eklendikçe, haberdeki benzetmeyle donmuş deniz köpüğünü, lav akıntılarını ve tırmanan eğrelti otlarını andıran heykelsi bir doku oluşuyor.

Sohbetlerin de bir işlevi var. Katılımcılardan doğayla bağ kurdukları bir anı ya da dünyayla ilişkilerinde en önemli buldukları duyuyu paylaşmaları isteniyor. Konuşmalar kaydediliyor ve en akılda kalanların elbisenin iç yüzüne işleneceği belirtiliyor. Van Herpen bunu sergi için bir tür zaman kapsülü olarak gördüğünü söylüyor: “It also allows me to create a sort of time capsule of the exhibition,” Tasarımcı ayrıca kimlerle tanışacağını merak ettiğini de ekliyor. Hyperallergic’e göre van Herpen, kendisine katılan her bir çift elin elbisenin DNA’sını etkileyeceğini düşünüyor.

Haberde katılımcılar arasında sanatçılar, bilim insanları, avukatlar ve gazeteciler olduğu belirtiliyor. 48 yaşındaki avukat Shannon Green, daha önce hiç bir haute couture elbise üzerinde çalışmadığını söylemiş.

Sergi neler sunuyor?

Sculpting the Senses, Paris’ten yola çıkan gezici retrospektifin Kuzey Amerika’daki ilk durağı. 16 Mayıs 2026’da açılan seçkide 140’tan fazla haute couture tasarım; çağdaş sanat, tasarım ve bilimsel objelerle birlikte sunuluyor. The Untitled Magazine’e göre sergi, okyanus derinliklerinden evrenin uzak köşelerine uzanan tematik bir rota izliyor; suyun malzeme ve metafor olarak ele alındığı bölümden iskelet mimarisine, hareketin fiziğinden ses ve ışığın algılanmasına kadar başlıklar içeriyor. Sergiye Hollandalı besteci Salvador Breed’in ses tasarımı eşlik ediyor.

Time Out ise seçkide 2020 tarihli Sensory Seas koleksiyonundan Hydromedusa elbisesinin ve biyotasarımcı Chris Bellamy ile geliştirilen, biyolüminesan alg içeren 2025 tarihli bir “living look” tasarımının yer aldığını yazıyor. Sergi daha önce Paris’teki Musée des Arts Décoratifs’te açılmış, ardından Rotterdam, Singapur ve Brisbane’e gitmişti.

Ziyaret tarihi planlayanlar için küçük bir not: Sergi duyurulurken kapanış tarihi 6 Aralık 2026 olarak verilmişti; FashionUnited ve Time Out ise serginin 3 Ocak 2027’ye kadar açık kalacağını bildiriyor. Güncel bilgi için müzenin resmî sitesine bakmak en doğrusu.

Neden önemli?

Moda sergileri genellikle bitmiş parçaları cam arkasında gösterir. Van Herpen’in denemesi, haute couture’ün asıl değerinin el emeğinde, zamanda ve ortak çalışmada yattığını izleyiciye doğrudan yaşatıyor. Bilimle ve teknolojiyle anılan bir tasarımcının en eski tekniklerden biri olan pliseyi öne çıkarması da dikkat çekici.

Türkiye’den bakınca bu model, moda eğitimi ve müzecilik için ilham verici. Atölye sürecini görünür kılan bir sergi, genç tasarımcılar ve meslek adayları için ders niteliği taşıyabilir. Sezonun öne çıkan moda buluşmalarını Moda Haftası Takvimi 2026–2027 rehberimizden takip edebilirsiniz.

Iris van Herpen ve couture’ün görünmeyen emeği

Haute couture, Paris’te belirli kurallara bağlı olarak el emeğiyle ve kişiye özel üretilen yüksek moda anlamına gelir. Bir elbise için yüzlerce saatlik atölye çalışması gerekebilir; ancak bu süreç neredeyse hiçbir zaman izleyicinin gözü önünde gerçekleşmez. Iris van Herpen’in müzedeki atölyesi, tam da bu görünmeyen emeği sergiye dönüştürmesiyle dikkat çekiyor.

Moda ile müzenin buluştuğu bir başka güncel örnek için Dice Kayek’in V&A sergisindeki tasarımı haberimize göz atabilirsiniz. Tasarımcının kariyeri ve teknolojiyle kurduğu ilişki hakkında genel bilgi için Wikipedia’daki Iris van Herpen maddesine bakabilirsiniz.

Kaynaklar

Görsel: Sculpting the Senses sergisinin 2024’teki Brisbane (QAGOMA) durağında sergilenen bir Iris van Herpen tasarımı (temsilî görsel; Brooklyn’deki sergiden değildir) — Kgbo, Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0

- Advertisement -
Fresh Models Magazin
Fresh Models Magazin
Fresh Models Magazin haber masası. Haberler yapay zekâ desteğiyle, en az iki kaynakla doğrulanarak ve serbest lisanslı görsellerle hazırlanır; ayrıntı Yayın İlkelerimiz sayfasında. İmtiyaz sahibi: Vakkas Aygül.

Other Articles

spot_img